21 Ekim 2014 Salı

Pastamız

Bu aralar sık sık doğumgünü kutlaması yapar olduk. İzlediğimiz bir çizgi filmde karakterin doğum günü vardı, neden benim doğum günüm yok diye kriz başlayınca anne kişisi hızlıca bir pasta ile kutlama hazırlayıp durumu çözdü, iyi ki doğdun Ege Demir şarkısı eşliğinde mumlar 3-5 kere üflendi,  fotoğraflar çekildi, herşey tatlıya bağlandı:) Artık pastanın tadından mıdır, mum üflemenin güzelliğinden midir sıkça doğum günü kutlar olduk:)

İşte şimdi de bir pasta tarifi için buradayım ama bu bildiğiniz pastalardan farklı:) Oğlumun önce benim için yapıp sonra kendisine çevirdiği pasta:) Detaylara gelince buyrun malzemeler ve resimli anlatım:

- Un (Miktarlar göz kararı kıvama göre ayarlanabilir)
- Su
- Tuz
- Gıda boyası
- Ahşap Boncuk
- Ahşap çubuklar





'Bunu senin için yaptım anne hadi üfle' :)


Konsantrasyona dikkat:)


Bu da kendisi için yaptığı pasta, mumları üflüyormuş:)

Oyun hamuru ile bol miktarda vakit geçiriyoruz, hazır oyun hamurları da kullanıyoruz ama genellikle kendimiz yapmayı tercih ediyoruz çünkü yaparken kirleniyoruz, batıyoruz kısacası çok eğleniyoruz:) Ayrıca kolaylıkla bulunabilen çubuk, boncuk gibi materyalleri de aktiviteye katıp, ince motor becerileri için fayda sağlamaya çalışıyorum. Bu sayede yapılan aktivitenin süresi de oldukça uzuyor:)

Görüşmek üzere:)

10 Haziran 2014 Salı

2'yi 2 Geçe

2 yaşımıza girdik hatta 2 ay bile geçti. Her seferinde bu sefer bloga döndüm diyorum ama yalan oluyor, artık demeyeceğim doğal akışına bırakıyorum kısmetse dönerimJ Dönemeyişimde biraz tembellik, biraz yoğunluk sanırım biraz da instagramı keşif var, daha kolaymış vesselam.. Fotoyu çek, altına birkaç cümle bitti gitti.. Bir de blogger arkadaşlarımı da bulunca ohh güzel hayatJ Neyse konuyu dağıtmayalım, 2 yaş doğum günümüzü de yaptık, aile içinde sade oldu bu sefer. Gelsin fotoğraflar..


 Masa örtüsünün üzerine siyah elektrik bandı yapıştırıp, üzerine daksille şeritler çizerek yol yaptım, fotoğrafta görünmüyor ama masanın iki ucunda yani yolun sağ ve sol başında evadan yapılmış 2 araba var.



 Pastayı benim yaptığımı tahmin etmişsinizdir herhalde:)





2'ler sevgili arkadaşım Tuba 'nın hediyeleri, çok teşekkürler tekrar;)



Tuba ve oğlu Ege'nin doğum günü hediyesi:)

 


Siyah kumaşın üzerine 'Ege Demir'in 2. Doğumgünü hatırası' yazdım, diğer süsler de keçeden.



Şimdilik bizden bu kadar, hepinize kocaman sevgiler:)

6 Şubat 2014 Perşembe

Bu Aralar

Anladım ki anneysen hasta olunca raporlu/izinli bile olsan yatış yok.. Geçen hafta izinliydim, annemler gelecekti, bir sürü yer gezecektik, neyse ilk darbeyi aşırı soğruklardan aldım, otur dedi bu havada nereye gidiyorsun. Neyse dinlemedim gezeyim dedim hani izinliyim ya, derken şu ortalıkta gezinen ateşli gripten oldum. Allah'ım bu nasıl birşey yaa, sırtın titrer, donarsın, ateş ölçer bip bip ateşin var diye öter, inanılmaz bir halsizlik, iştahsızlık, ağrı, sızı, serumlar.. Resmen inleyerek yattım yani yatmaya çalıştım, ağzımda iki maske, tepemde yorgan ve Ege Demir.. Kesinlikle bırakmıyor beni, ayrılmak istemiyor hatta yatmamı da istemiyor, oğlum git, yook, neyse gitmedi, ben 1 en fazla 1buçuk günü kaçamak yatışlarla geçirdikten sonra gün sonunda dimdik ayaktaydım çünkü hastalık oğluma da geçmiş hatta onda daha ağır seyrediyordu, ben 1 kere acile gitmişken onun için 3defa gittik, minicik elinin üzerinden serum yedi yavrum, ateş 3 tam gün sürdü, hatta sonrasında da ara ara ateşi çıktı ama o ilk 3 gün 39 - 39.5 lerde gezinen ateş, İbufen le azalıp ilacın etkisi biter bitmez tekrar tavan yapıyordu. 

Eskiden hastalanmanın keyifli tarafı da vardı, evde 2 gün meyvelerle tv başında yan gelip yatmak, şimdi hasta olunca raporsuz atlatmaya çalışıyorum, zira evde yatmaya da izin yok, bir de çocuk da kaparsa hayat çok beter oluyor. Neyse ben atlattım, Ege Demir de iyileşme dönemindeymiş, ama bir de kurup'umuz var, 0-6 yaş çocuklarda görülen havadan virüs yoluyla kapılan bir hastalık. Köpek havlaması gibi yada boğazına bilye kaçmış gibi öksürük, sanırım halk arasında başka bir adı da vardı. İlk olduğunda 5 aylıktı ve çok korkmuştuk. Ses tellerinde oluşan ödem yüzünden o şekilde öksürüyor, ödem aniden şişebilir ve nefes alamayabilirmiş kuruplu çocuk. Soğuk hava tek çözümü. Defalarca acilde soğuk hava aldık, hatta yazın tatile giderken arada Ege Üniversitesinin aciline bile iki ziyaretimiz olmuştu, düşünün yaz tatiline gidiyoruz. Tabii almak hiç kolay değil, Ege Demir ortalığı yıkıyor, resmen yıkıyor, o öyle yaptıkça zorlamak hiç hoşuma gitmiyor ama malesef tek yolu bu. Eve de makinadan aldık, adı ev tipi nebulizatör olarak geçiyor, içine serum fizyolojik, ventolin gibi ilaçlar konuyor. ilk başlarda acile göre nispeten daha kolaydı ama geçen gece yaparken anladım ki artık istemediği birşeyi yapamayacağız. Oturtamadığımız gibi bir de makinanın ilaç haznesini açıp ilacı döktü, garantiye aldı kendini yani:) Neyse doktordan aldığımız yeni taktiği uyguladık dün gece, çadırının içine ilaçlı buharı doldurup sonra onu içeride kitap okuma bahanesiyle tutttum, çok faydalı gelmedi bana ama çaresizlikten yaptık işte.. Bizde durumlar böyle..

Konuyla ilgili ekleyecek fotoğraf yok ama geçen haftalarda yaptığımız ve çok eğlendiğimiz bir unlu oyunlarımızdan birinin fotoğrafları gelsin. Çoğu kişi biliyordur moon sand olarak geçiyor, un ve bebe yağından yapılıyor, yanılmıyorsam 4-5 fincan una, 1fincan bebe yağı koymuştum, renk için de kakao kullandım. Kıvamı kum gibi oluyor.

Şirinler köpekleri ve arabalarıyla beraber parka giderler..

Çok eğlenirler..

Ama her tarafları kum olmuştur..

Yıkanmaları gerekmektedir..

Mis gibi olurlar..

Hasta olmamak için de hemencecik kurulanırlar:)

Başka bir hikayede görününceye dek hoşçakalın:)




10 Ocak 2014 Cuma

Hamur Açılır, Börek Yapılır..

Ege Demir, oyun hamuruyla oynamayı seviyor. Plah-Doh ve Tchibo kulandığımız markalar arasında, Tchibo nun hamurunun Play-Doh a göre daha yumuşak ve kolay şekil alabilen bir kıvamı olduğunu söyleyebilirim, ben daha çok sevdim. Güzel bir seti vardı onu almıştık, değişik şekilleri var, merdanesiyle düzleştirip, bıçağıyla kesiyoruz. Zevkle oynuyoruz ama hiç bir marka Ege Demir'i aşağıdaki gibi kendi hamurumuzu yaparkenki kadar eğlendirmemiş(ve etrafı da  bu kadar batırmamıştı:)ti.

Yapılışı çok basit, istediğiniz miktar un, aynı miktar tuz ve biraz su, hamuru komple Ege Demir yoğurdu, hatta su mikatarını bile az yardımla kendisi ayarladı diyebilirim, bana gülme ve foto çekme kaldı:)
















9 Ocak 2014 Perşembe

Ocak'ta İstanbul:)

Başlıkla ilgili yazacak birşeyim yok aslında.. En son yazım 'Temmuz'da İzmir' miş, bu da 'Ocak'ta İstanbul' olsun dedim. Temmuz'dan Ocak'a kadar neler mi yaptık?

İsmini 'Metalik Böcük' koyduğumuz bir arabamız oldu, yazdan bu yana şehirdışına bolca gittik. Eylül'de 17 aylık Ege Demir ile ilk uzun şehirlerarası yolculuğumuzu gerçekleştirdik, İzmir üzerinden Antalya'ya vardık ama  bir ara inesim geldi müsait bir yerde desem anlarsınız sanırım:) Oğlum denizle tanıştı ve çok sevdi.





Ege Demir paşa annesinden aldığı uyku eğitimini başarıyla tamamlayıp eski dönemi kapatıp yeni bir döneme girdi.


Kurban bayramından bu yana bim bam bom bizim de artık bir bakıcımız var, evet evet blogtan uzak kaldığım o günlerde yaşadığım en büyük sıkıntı, neredeyse işi bırakma noktasına geldiğim zamanda hayatımıza giren teyzemizle çözüldü..

Resmin üstteki yazı ile pek alakası yok ama:)

Bunlar genelde yaz hallerimizdi, kış hallerimiz için diyebileceğim en azından ben vasat durumdayım, hatta vasat iyi kaçtı, şu an ortalıkta gezinen grip sebebi ile yatak döşek yatıyorum. İnanın bu yazı için birkaç saattir uğraşıyorum, biraz yaz, biraz bırak dinlen modundayım. Ege Demir'in içeriden teyzesi ile sesi geliyor, yanlarına gidecek olursam çift maske kullanıyorum. Neyse oğlumun kış hali ile sonlandıralım yazımızı:




19 Temmuz 2013 Cuma

Temmuz'da İzmir

Son 5 yıldır İstanbul'da olduğumdan Ege'nin havasını suyunu unutmuşum resmen, aralarda ailemin yanına gidiyordum ama hiç biri Temmuz sıcağında, bir de Ramazanda olmuyordu. Nasıl bir hata yaptığımı geçen hafta İzmir'deyken farkettim. Ege Demir'in her yeri silme isilik oldu,  günde 2 kez banyo da işe yaramadı, kremler de. Sürekli bir terleme durumu, nefes almak bile çok zor. Uykular perişan, klima ancak yetiyor.  Bir de babası yanımızda olmadığında üzerime acayip düşen, sürekli beni elimden tutup gezdiren bir minik canavaryus:)

Ben evde sıcaktan bu kadar şikayet ederken, dışarıda üstelik güneş altında çalışmak zorunda olanları düşünüyorum.. kötü cidden kötü, Allah hepsinin yardımcısı olsun.

Ablamlar İstanbul'lu olmuşsun sen, hemen nasıl unuttun diyorlar, ama rahata çabuk alışılıyor işte, dönüşte resmen ferahladım. Açık konuşayım bunca zamandır İstanbul'la İzmir'i kıyasladığımda, gözümde açık ara İzmir öndeydi ama hava durumunda sınıfta kaldın İzmir:)

Musmutlu haftasonları herkese:)

Bir de son olarak az önce okuduğum ve yüzümü güldüren bir cümle: "Gevreğe gevrek denir, simit yüzme bilmeyenler içindir"

21 Haziran 2013 Cuma

...

Hayat kısa, ne zaman ne olacağı belli değil... İnsan bazen sonsuza dek yaşayacakmış gibi davranıyor.. Bazen çok saçma şeylere hırslanıp daha fazlasını istiyor, avuç içi kadar bebek kıyafetine markası bilmem neymiş diye dünyanın parasını ödeyebiliyor, bir başka yerde başka bir bebeğin üzerine giyecek bir kıyafeti bile yokken..  Gelir seviyesi arttıkça gider seviyesi de artıyor ama hep fani şeylere yönlendiriyor insanı, maneviyat azalıyor.. Ne yazık..
Yarının hep geleceğini düşünürüz ve hep iyi şekilde geleceğini düşünürüz, kötüsü hiç aklımızda yoktur. Yarın kötü bir şekle bürünüp gelirse de o zaman hemen dua ederiz, isteklerimizi sıralarız, iyi günde ne verdik de kötü günde ne isteriz hiç düşünmeyiz..

Bir tanıdığımın geçen Cuma vefat ettiği haberini aldım (Nur içinde yatsın), aslında bu yazıyı da o gün yazmıştım ama nedense yayınlamak istememiştim. Tanıdık dediğim birkaç kez karşılaştığım biri ama aylardır dualarıma, dileklerime giren, hayatta kalması için  Allah’a yalvardığım biri.. Ama ne yazık ki ömrü bu kadarmış. Geride henüz 2 yaşına girmemiş, olanlardan çok da haberi olmayan masum bir çocuk ile hayatta tutmak için tüm olanaklarını kullanan, gözü yaşlı bir eş bırakarak gencecik yaşta aramızdan ayrıldı.. Yazarken boğazımın düğüm düğüm olduğunu hissediyorum. İnsan kendini yerine koymadan yapamıyor, ya onun yerinde ben olsaydım, oğlum ne yapardı demekten kendimi alamıyorum..
Kanser teşhisi konduğundan beri mücadelesini izledim. Bu süre içinde kendimi, hayatımı çok sorguladım, hatalarımı, zaaflarımı gördüm, kendi adıma bazı kararlar da aldım. Ne kadar uygulanır uygulanamaz bilmiyorum ama en azından bugün için eksiklerimi biliyorum. Yarını da zaten hiç birimiz bilmiyoruz.. Ama çok uzun vadede planlar yapıp, bazı şeylere saplanıp kalmak yerine bugünü hakkını vere vere dolu dolu yaşamak,  çok özenip özenip, sonra da en ufak bir terslikte özendiğin gibi olmayınca mutsuzluğa yelken açmak yerine istemek, çaba sarfetmek ama bazı şeyleri de akışına bırakıp hayırlısı buymuş demek gerekiyor.. Maneviyatı güçlendirip, gerisine de gerektiğince abartmadan sahip olmak gerekiyor.. Bugün son günümüzmüş gibi yaşayıp kendimizi, sevdiklerimizi mutlu etmemiz gerekiyor..